...

26 Şubat 2016 Cuma

ŞEY

İçimde sana dair kocaman bir şey var.
Seni görünce yuvarlanıp çarpıyor,
Kendi bedenimde sağa sola.
Dengemi kaybedecek gibi oluyorum.
Gözlerine tutunuyorum öyle anlarda.
Bir yerlerde savaşlar oluyor,
Masumlara sıkılan kurşunlar
Kilometrelerce ötesinde beni yere seriyor.

Sonra sen de bana bakıyorsun
Mağrur bakışlarını az önce düştüğüm zeminden kaldırıp.
Göz göze geliyoruz,
Ruhlarımız birbirine akıyor.
Hayallerini uzatıyorsun ellerime doğru
Ve yüreğimden tutup kaldırıyorsun,
İki adımda bir tökezleyen ruhumu.

Sonrası, o an bitiyor.
Ben seni yine kaybediyorum.
Sonra başka bir gün yine buluyorum.
Kaybedip buldukça
Ben yeniden doğup,
Yeniden ölüyorum.

26.02.2016

19 Ocak 2013 Cumartesi

...

henüz ilk yağmur yağmamışken dünyaya
ilk kar düşmemişken
denizin ilk dalgası vurmamışken sahile
ilk kuş yuvası henüz yapılmamışken
ve Nazım şiirlememişken daha yüreğimizi
ben sana aşıktım ey rüzgar saçlım
sen benim gördüğüm en güzel şeysin
bir hayat yeter mi sana doymaya?
çekik gözlü bir türküsün dalımda
ha patladı ha patlayacak
sen benim hissettiğim en güzel şeysin
yaşamam senin elinden olacak
sen benim dokunduğum en güzel şeysin
ellerim kırılsın yalanım varsa
her baharda gelin gibi süslenirken ağaçlar
senden daha güzel bir şey kokladımsa eğer
cehenneme kadar yolum var
sen azgın denizlerin poyrazlarında
en ölümcül kabusları haykırırken yağmur kuşları
dalgaları boğarken tedirgin lodoslar
kaçıp kaçıp sığındığım koyumsun
sen zannetme benim beş duyumsun
ruhumu verir gibi soyunduğumsun...

18 Kasım 2012 Pazar

İki Dost



Bir memleket varmış, adı Monomotapa,
İki gerçek dost yaşarmış orda.
Birinin malı ötekinin malı gibiymiş;
Anlaşılan o memlekette
Dosluk, bizimkinden başka türlüymüş.

Bir gece Monomotapa'da
Herkes dalmış derin uykulara.
Orada güneş battı mı, fırsat bu fırsat,
Uykunun tadını çıkarırmış millet.
Gece yarısı bizim dostlardan biri,
Fırlamış yatağından birdenbire,
Doğru dostunun evine.
Uyandırmış hizmetçileri
Tatlı uykularından.
Dostu yukardan duymuş sesini,
Hemen kaptığı gibi kılıcını, kesesini,
Koşmuş dostunun yanına:
- Hayrola, demiş soluk soluğa;
Sen kolay kolay uyandırmazsın kimseyi,
Uykuyu da seversin üstelik.
Kumarda kaybettiysen al şu keseyi.
Evini bastılarsa işte ben ve kılıcım;
Haydi gidip haklarından gelelim.
Yalnız yatamaz mı oldun yoksa,
Benim güzel cariyeyi al git, öyleyse.
-Yok a canım, demiş dostu;
Ne o, ne de bu.
Rüyamda biraz düşünceli gördüm seni,
Sakın başın dertte olmasın deyip koştum;
Kusura bakma dostum.

Hangisi daha dostmuş, okuyucu?
Üstüne düşünmeye değer bu soru.
Gerçek bir dostu olmak ne güzel şey!
Derdini açmanı beklemez bile,
Kendi bulup söylemek ister:
Belki sen çekinirsin diye.
Sevdiği insanın üstüne titrer,
Bir düşten, bir hiçten nem kapar.

Jean de La Fontaine
İki Dost

15 Ocak 2012 Pazar

gün doğar

gün doğar ömrüme
bir güzel tebessüm,
bir güzel an gelir.
bir deniz kabuğu, bir yağmur damlasına âşık olur.

bir yanında altın saçlı kız
bir yanında deniz gözlü çocuk


deniz kabuğu içine katar yağmur damlasını
bilmez yağmur nedir, damla nedir?
yaşar onu hücre hücre.

bir yanında altın saçlı kız
bir yanında deniz gözlü çocuk


yağmur damlası da çok sever deniz kabuğunu
teninin tuzunu içine işletircesine öper dudaklarından
yaşar onu, an be an.

bir yanında altın saçlı kız
bir yanında deniz gözlü çocuk

o andır, deniz kabuğuyla yağmur damlasının aşkı
başka da ‘an’ yoktur.

altın saçlı kızın elleri, deniz gözlü çocuğun ellerinde.


sonra kız susar, yağmur diner
ve bir çocuk ölür.
aşk yine kaybeder.
peşisıra,
gün doğar yine birinin ömrüne…

16 Ağustos 2011 Salı

iz






Bırakılan her 'iz' Sen'i Sen yapar,
Öyle ya, Senin bıraktığın izler de O'nu O yapar...
Hele hele öyle derindeyse o izler,
Öyle derin iz bıraktıysa, gidişler...
Seyreyle ki, göresin...
Çıkmaz lekesi.
İstesen de istemesen de...
Bunu anladığın an,
Bırakırsın akışına,
Ne fayda...
Düştüğün çukurdaki kifayetsiz debelenişlerin...
Üstünü örtersin o en derin izlerinin
Başka sevgililerin, başka kollarında...
Olmaz...
Yapamazsın...
İzler oradadır.
En ufak birşey hatırına düştüğünde,
Gözünden akar yaşlar, sırça misali...
Tek tek vurur, o an hatıralar
Terkedilişinde dört bir yana saçılan kalbinin parçalarını,
Toplamaya çalışmışsındır ya, küçücük avuçlarında.
Hani birleştirmişsindir de, idareten.
En ufak bir hatıra bile,
Yere serer Seni,
Nakavt misali...
İşte o an
Alırsın eline kalemi.
Dudaklarından dökülemeyen sözcükler,
Kaleminden akar, birer birer...


Seda EDEN
26 Eylül 2009





Bazen başka hayatlarda bıraktığın "sen"i özlersin...
Duvarlarına dokunursun zamanın,
Parmakların duvarın üzerine kazıdığın geçmiş hayatların yüzlerini tanımaya çalışır. 
Unutmaya çalıştıkça
Hücrelerinde yaşamaya devam eden geçmiş zaman insanlarıdır,
Şarkının naif bir yerinde rastladığın ara sokaklardan birine girer
Ve sonra kaybolursun, tâ ki uyanana dek...

Başka bir yaşamda kaybettiğin "Sen" i özlersin... 
...

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Gülüşün Öte Yanı


çıldırmış bi' yağmurla geldin
bi' yorgunluk sabahıydı, kasvetliydi
vesikasız yağıyordu yosma
bulut kokuyordun...

sarhoştum, sendeledim
and olsun ki sel olup bizi sürükleyecek
ama yağmur diye buna derim
yağdı mı, öldürecek

dinmek, yakışır mı sızıya?

ne güzel adamdın t.
itaatsiz boynunda yemyeşil damarların
boynunda selvi ağaçların...
gözlerimi orada bıraksam, sandım ki tutuşacak

gözlerim cam gibi çekip güneşi
sandım ki sonumuzu
etinde bi' yangına çıkaracak

güldün ya, kırıldım gözlerimden
üzerine döküldüm
ağzından kuşlar uçuştu, işte dedim -bahar
geldi kondu dudağına
dudağının kıyısında kırlangıç olayım istedim

kötüydüm, kötüydün t.
saçlarımızda tereddüt kesikleri
ben kakülümden asılmıştım ölmeye
senin şakaklarında ağarmış intihar eylemleri

bi' parça yaşamak için içelim mi t.
mesela sıhhatine içelim
sen hasta oluyorsun, benim içimin çocukları ölüyor, bak
bak, evlat gibi sevdim

bi' parça yaşamak için...

üç çarşaf uzansın avuç içine
aşkı ve acıyı harmanlasın parmakların
birazdan baştan çıksın gece

ve ben çıksam zıvanadan
ille dolsam içine...

-yatağımda boşluk kaldı biraz*

-buradan gitmek istiyorum, benimle uyur musun?

-ne büyük günah bu ayin.

-seni herhangi bir dinde sevebilirim.

bi' parça dumanım t.
nasıl ateşsin...

içime batıyor bu sivrilen yalnızlık
ömrü kar yanığı, aralık çocuğum benim
oysa dilinde sapa sarhoş bi' ninniydi aşk
ve sevişin, ellerime leylak kokusu

hafif meşrep, güzel yosma
çiçekler gibi açıldım gözlerine
dahası vardı güldüğünde
utanmasam, dudaklarından ölecektim

kıvrılıp koynuna, sevda mışıldamak düştü yaz gecelerime
göğsünde aşkla demlenen sıcacık çaydı etim / sevdam sana bir içim
söyledim...
ömrü kar yanığı, aralık çocuğum benim

"beni koynuna ağustos gülüşü diye sakla
eylül görmesin"

...mis kokulu uykuydun
bulut gibi yastıktın...
zemheri rüzgarları gibi bir nefes değdi yatağımıza
dağıldın

boynum, omzundan düştüğünden beri huzur bulmuyor t.
uykusadım...

yüzün penceresinde soldu hayat
oysa gülüşünde çiçekler yetiştirdim
menekşeler, akşam sefaları
kirpiklerine astım allı morlu masalları
çok borçlandım çizilene
hiç unutmam o gece kapımı nasıl da alacaklı çaldığını

gülüşünün öte yanına düşmek ne zormuş t.
adının tortusuna...

bilmem ki, dinsen mi
dinmek yakışır mı sızıya?

* t.

Karia K.

6 Şubat 2011 Pazar

Biten Bir İlişkinin Ardı

Biten bir ilişkinin ardından arkanı dönüp bakmak,
Ağır ağır…
Her anı daha dünmüşçesine belleğinde canlanırken,
Ne ara akıp gittiğini anlayamadığın zamanın
Sana o an sunduğu koca boşlukta
Kendini ararken ki
Kayboluşların…

Gözlerin netliğini kaybettiğinde,
Girdiğin flu anılar dünyasından seçmiş olduğun “en”lerin alır götürür seni…
En çok sevdiğin(iz),
En çok özlediğin(iz),
En çok doyasıya kahkahalarla sokaklarda deliler gibi gezindiğin(iz),
En çok aşık hissettiğin(iz)
Çok…
Pek çok anı sarar çepeçevre etrafını…

Sonra hayallerin düşer hatırına…
Gideceğin(iz) yerler,
Evin(iz)in iç cephe boyasından tut da
Bebeklerin(iz)in adlarına kadar…

Sonra anlık bir titremeyle çıkıverirsin, düşler kervanından
Zaman tüm kozlarını oynayacaktır geçecek olan süreçte…
Yıllar sonra, tüm bunların ardından
Sana kalan ise,
Sadece,
Belirli belirsiz bir “iz” olacaktır…


22.02.2010
Seda EDEN