...

18 Kasım 2012 Pazar

İki Dost



Bir memleket varmış, adı Monomotapa,
İki gerçek dost yaşarmış orda.
Birinin malı ötekinin malı gibiymiş;
Anlaşılan o memlekette
Dosluk, bizimkinden başka türlüymüş.

Bir gece Monomotapa'da
Herkes dalmış derin uykulara.
Orada güneş battı mı, fırsat bu fırsat,
Uykunun tadını çıkarırmış millet.
Gece yarısı bizim dostlardan biri,
Fırlamış yatağından birdenbire,
Doğru dostunun evine.
Uyandırmış hizmetçileri
Tatlı uykularından.
Dostu yukardan duymuş sesini,
Hemen kaptığı gibi kılıcını, kesesini,
Koşmuş dostunun yanına:
- Hayrola, demiş soluk soluğa;
Sen kolay kolay uyandırmazsın kimseyi,
Uykuyu da seversin üstelik.
Kumarda kaybettiysen al şu keseyi.
Evini bastılarsa işte ben ve kılıcım;
Haydi gidip haklarından gelelim.
Yalnız yatamaz mı oldun yoksa,
Benim güzel cariyeyi al git, öyleyse.
-Yok a canım, demiş dostu;
Ne o, ne de bu.
Rüyamda biraz düşünceli gördüm seni,
Sakın başın dertte olmasın deyip koştum;
Kusura bakma dostum.

Hangisi daha dostmuş, okuyucu?
Üstüne düşünmeye değer bu soru.
Gerçek bir dostu olmak ne güzel şey!
Derdini açmanı beklemez bile,
Kendi bulup söylemek ister:
Belki sen çekinirsin diye.
Sevdiği insanın üstüne titrer,
Bir düşten, bir hiçten nem kapar.

Jean de La Fontaine
İki Dost

15 Ocak 2012 Pazar

gün doğar

gün doğar ömrüme
bir güzel tebessüm,
bir güzel an gelir.
bir deniz kabuğu, bir yağmur damlasına âşık olur.

bir yanında altın saçlı kız
bir yanında deniz gözlü çocuk


deniz kabuğu içine katar yağmur damlasını
bilmez yağmur nedir, damla nedir?
yaşar onu hücre hücre.

bir yanında altın saçlı kız
bir yanında deniz gözlü çocuk


yağmur damlası da çok sever deniz kabuğunu
teninin tuzunu içine işletircesine öper dudaklarından
yaşar onu, an be an.

bir yanında altın saçlı kız
bir yanında deniz gözlü çocuk

o andır, deniz kabuğuyla yağmur damlasının aşkı
başka da ‘an’ yoktur.

altın saçlı kızın elleri, deniz gözlü çocuğun ellerinde.


sonra kız susar, yağmur diner
ve bir çocuk ölür.
aşk yine kaybeder.
peşisıra,
gün doğar yine birinin ömrüne…