...

16 Ağustos 2011 Salı

iz






Bırakılan her 'iz' Sen'i Sen yapar,
Öyle ya, Senin bıraktığın izler de O'nu O yapar...
Hele hele öyle derindeyse o izler,
Öyle derin iz bıraktıysa, gidişler...
Seyreyle ki, göresin...
Çıkmaz lekesi.
İstesen de istemesen de...
Bunu anladığın an,
Bırakırsın akışına,
Ne fayda...
Düştüğün çukurdaki kifayetsiz debelenişlerin...
Üstünü örtersin o en derin izlerinin
Başka sevgililerin, başka kollarında...
Olmaz...
Yapamazsın...
İzler oradadır.
En ufak birşey hatırına düştüğünde,
Gözünden akar yaşlar, sırça misali...
Tek tek vurur, o an hatıralar
Terkedilişinde dört bir yana saçılan kalbinin parçalarını,
Toplamaya çalışmışsındır ya, küçücük avuçlarında.
Hani birleştirmişsindir de, idareten.
En ufak bir hatıra bile,
Yere serer Seni,
Nakavt misali...
İşte o an
Alırsın eline kalemi.
Dudaklarından dökülemeyen sözcükler,
Kaleminden akar, birer birer...


Seda EDEN
26 Eylül 2009





Bazen başka hayatlarda bıraktığın "sen"i özlersin...
Duvarlarına dokunursun zamanın,
Parmakların duvarın üzerine kazıdığın geçmiş hayatların yüzlerini tanımaya çalışır. 
Unutmaya çalıştıkça
Hücrelerinde yaşamaya devam eden geçmiş zaman insanlarıdır,
Şarkının naif bir yerinde rastladığın ara sokaklardan birine girer
Ve sonra kaybolursun, tâ ki uyanana dek...

Başka bir yaşamda kaybettiğin "Sen" i özlersin... 
...

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Gülüşün Öte Yanı


çıldırmış bi' yağmurla geldin
bi' yorgunluk sabahıydı, kasvetliydi
vesikasız yağıyordu yosma
bulut kokuyordun...

sarhoştum, sendeledim
and olsun ki sel olup bizi sürükleyecek
ama yağmur diye buna derim
yağdı mı, öldürecek

dinmek, yakışır mı sızıya?

ne güzel adamdın t.
itaatsiz boynunda yemyeşil damarların
boynunda selvi ağaçların...
gözlerimi orada bıraksam, sandım ki tutuşacak

gözlerim cam gibi çekip güneşi
sandım ki sonumuzu
etinde bi' yangına çıkaracak

güldün ya, kırıldım gözlerimden
üzerine döküldüm
ağzından kuşlar uçuştu, işte dedim -bahar
geldi kondu dudağına
dudağının kıyısında kırlangıç olayım istedim

kötüydüm, kötüydün t.
saçlarımızda tereddüt kesikleri
ben kakülümden asılmıştım ölmeye
senin şakaklarında ağarmış intihar eylemleri

bi' parça yaşamak için içelim mi t.
mesela sıhhatine içelim
sen hasta oluyorsun, benim içimin çocukları ölüyor, bak
bak, evlat gibi sevdim

bi' parça yaşamak için...

üç çarşaf uzansın avuç içine
aşkı ve acıyı harmanlasın parmakların
birazdan baştan çıksın gece

ve ben çıksam zıvanadan
ille dolsam içine...

-yatağımda boşluk kaldı biraz*

-buradan gitmek istiyorum, benimle uyur musun?

-ne büyük günah bu ayin.

-seni herhangi bir dinde sevebilirim.

bi' parça dumanım t.
nasıl ateşsin...

içime batıyor bu sivrilen yalnızlık
ömrü kar yanığı, aralık çocuğum benim
oysa dilinde sapa sarhoş bi' ninniydi aşk
ve sevişin, ellerime leylak kokusu

hafif meşrep, güzel yosma
çiçekler gibi açıldım gözlerine
dahası vardı güldüğünde
utanmasam, dudaklarından ölecektim

kıvrılıp koynuna, sevda mışıldamak düştü yaz gecelerime
göğsünde aşkla demlenen sıcacık çaydı etim / sevdam sana bir içim
söyledim...
ömrü kar yanığı, aralık çocuğum benim

"beni koynuna ağustos gülüşü diye sakla
eylül görmesin"

...mis kokulu uykuydun
bulut gibi yastıktın...
zemheri rüzgarları gibi bir nefes değdi yatağımıza
dağıldın

boynum, omzundan düştüğünden beri huzur bulmuyor t.
uykusadım...

yüzün penceresinde soldu hayat
oysa gülüşünde çiçekler yetiştirdim
menekşeler, akşam sefaları
kirpiklerine astım allı morlu masalları
çok borçlandım çizilene
hiç unutmam o gece kapımı nasıl da alacaklı çaldığını

gülüşünün öte yanına düşmek ne zormuş t.
adının tortusuna...

bilmem ki, dinsen mi
dinmek yakışır mı sızıya?

* t.

Karia K.

6 Şubat 2011 Pazar

Biten Bir İlişkinin Ardı

Biten bir ilişkinin ardından arkanı dönüp bakmak,
Ağır ağır…
Her anı daha dünmüşçesine belleğinde canlanırken,
Ne ara akıp gittiğini anlayamadığın zamanın
Sana o an sunduğu koca boşlukta
Kendini ararken ki
Kayboluşların…

Gözlerin netliğini kaybettiğinde,
Girdiğin flu anılar dünyasından seçmiş olduğun “en”lerin alır götürür seni…
En çok sevdiğin(iz),
En çok özlediğin(iz),
En çok doyasıya kahkahalarla sokaklarda deliler gibi gezindiğin(iz),
En çok aşık hissettiğin(iz)
Çok…
Pek çok anı sarar çepeçevre etrafını…

Sonra hayallerin düşer hatırına…
Gideceğin(iz) yerler,
Evin(iz)in iç cephe boyasından tut da
Bebeklerin(iz)in adlarına kadar…

Sonra anlık bir titremeyle çıkıverirsin, düşler kervanından
Zaman tüm kozlarını oynayacaktır geçecek olan süreçte…
Yıllar sonra, tüm bunların ardından
Sana kalan ise,
Sadece,
Belirli belirsiz bir “iz” olacaktır…


22.02.2010
Seda EDEN

31 Ocak 2011 Pazartesi

“Padam… Padam… Padam”




"padam... padam... padam...

des "je t’aime" de quatorze-juillet
padam... padam... padam...
des "toujours" qu’on achète au rabais
padam... padam... padam...
des "veux-tu" en voilà par paquets
et tout ça pour tomber juste au coin d’la rue
sur l’air qui m’a reconnue"*

Sen geçmeden önce
Çok temmuz geçmişti oysaki benden…
Ne çok “seni seviyorum” lara adanmıştı bu beden
Ve ben
Yıllar sonra
Gelişinle
Bir güneşi sıvamaya çalışan balçık misali
Gayretsiz
Ve dahası
Beceriksiz bir ressamın elinde
Ya da bir heykeltıraşın Büst değil taş etmişliğiyle…
Ne fark eder ki…


Git adam…
“Padam… Padam… Padam…”

Ne çok isterim seni şimdi bana bir sorsan
Ve yüreğimde onca yılın acısına eş hasretimle
Ne yalanlar satarım ucuzlukta…
Alanı sen ol diye…

Bu hava bana çok tanıdık diye…
Çok zaman sonra bile
Hiçbir kadını görmedim diyen yalan gözlerin
Ve dahası sözlerinle

Ruhumda bir geçiş töreni misali
Çalınan tüm ezgilerin inadına
Dinle beni

Ve git…

Gittiğin, geçilmişliğimden beridir
Tüm geçmişimi saran sonsuz bir ezgi
Gerisi hiç…
Dahası sessiz…
Ayak izini bile basamamış ruhuma hiçbir adam..

“Padam… Padam… Padam”